Son Şeyler

Showing posts with label internet yasakları. Show all posts
Showing posts with label internet yasakları. Show all posts

Wikipedia'nın adıyla başlarım;
The Internet is a global system of interconnected computer networks that use the standard Internet Protocol Suite (TCP/IP) to serve billions of users worldwide. It is a network of networks that consists of millions of private, public, academic, business, and government networks, of local to global scope, that are linked by a broad array of electronic, wireless and optical networking technologies. The Internet carries a vast range of information resources and services, such as the inter-linked hypertext documents of the World Wide Web (WWW) and the infrastructure to support electronic mail.

İlk sorumuz yüksek öğretim sistemi madurları için geliyor; yukardaki cümlede İngilizce "devlet" kelimesinin geçtiğini gören oldu mu? Bi "hükümet" lafı geçiyo, o da netwörkün parçası olarak. Dev bir bütünün minik bir parçası olarak. Peki bizim hükümetimizin azmi ne yönde? O minicik olması gereken parçadan kanser gibi yayılarak, "Tüm bir toplumun internet ihtiyacına ben karar vereyim. Onların seçici geçirgeni olayım, onlar yerine düşünüp merak edeyim. Çok da merak etmeyeyim. Ay canımı sıkarsa da hiç görmeyivereyim." demek.

Yine çok güzel düşünmüşsünüz.

Ama unuttuğunuz bişey var sevgili sevgililerim, internet sizin değil. Herhangi bir devletin, kurumun ve şirketin değil; internete data yükleyen ve indiren, en basit tıktan en komplike içeriğe, o ağ üzerinde aktivitede bulunan herkesin. Ve mantıken, internet üzerinde, vatandaşınızı olası bir dolandırıcılıktan korumak dışında, hiç bir yetkiniz yok.

Tahmin ediyorum 2020 gibi, internet ile ilgili global yasalardan bahsetmeye başlayabileceğiz. Şu an dünyada yürürlükte olan ve uluslararası siyaseti düzenleyen insan hakları, deniz huku vb. devletler üstü yasalardan. O güne kadar tabi, evde teyzemizin pişirirken içine saçını düşürdüğü menülere maruz kalmak mecburiyetinde değiliz.

21. yy'ın orta yerinde, google'dan kendini tahrik eden kelimeleri aratıp, karşısına çıkan siteleri kapatmaya meyleden, haddinden çok güç elde etmiş bir grup mahalle delikanlısıyla muhatap olmak boynumuzun borcu değil. Domain almak için bir takım elizabet madurlarının eline bakmak, bilgiye ulaşmak için dilekçe yazmak, hele ki hakikatten acaip bi içeriği görebilmek için alt dudak vermek, yo dostum yo. Alt dudağına dayanamıyorum zaten...

İnternette dünyada ne oluyorsa hepsi var. Hepsi de olmalı. Ha sen lateksli Adrianne'a bakamıyorsun, ben trafik kazası videosu izleyemiyorum, diğeri Manga görünce kusuyo... Neyse ki aratmamak ve tıklamamak özgürlüklerimiz internette televizyondan çok daha kuvvetli. İstemediğin herhangi bişeye maruz kalmamak o kadar kolay ki, adına "hiç bir şey yapmamak" deniyor.

Sevgili devletim, bunu hepimiz yapabiliriz.

Hükümet çoluğu çocuğu korumak istiyormuş; ya bırak bu işleri. Rica edicem bu ülkenin dört bucağında 11 yaşında kocaya verilen kızları koru. Bakire çıkmadı diye ailesi tarafından dikine gömülen kızları. Mayına basıp patlayan çocukları da bi zahmet koruyabilirsin misal, bir elinde tiner, diğerinde sigarayla uyuyakalıp yananları, cinsel tacize uğrayanları, eğitim alamayanları, sağlık hizmeti göremeyenleri...

Çocukların internetten korunmaya ihtiyacı yok.

Ama iş başka tabi, her baskıcı ve kendini daha meşru göstermeye meraklı hükümet gibi mevcut diş ağrımız da, kendine esip gürleyecek, yerleşip yuvalanacak yeni mecralar arıyor. Buldukça paldır küldür dalıyor. "Sınır tanımayan hükümet" sendromundan muzdarip çünkü. Ülkenin ortasından deniz geçirmeyi nasıl müdanasız bir arsızlıkla istiyorsa, global netwörkü ülkeye bağlayan kablolara da aynı keyfiyetle gecekondu dikesi geliyor.

Güç çürüyor. Mutlak güç, mutlaka çürüyor.

Ha yapılcak hiç mi bişey yok? Vaaar. Senin 80 model burjuvazinin bile bir zayıf yönü var, sevgili sınır tanımayan hükümetim: sermaye. Allah, yallah, öbür taraf, derken paraya öyle güzel sevdalandınız ki, oturduğumuz yerden şaşkın şaşkın izlerken, öte yandan freni patlamış bir tır gibi, bi yerlere bindireceğinizi öngörebiliyoruz, çok şükür.

Hep beraber bindirelim.

Bu ülkede internetten para kazanan her bir kuruluşun, bu işten memnun olmadığımızı, bu tahakküme tahammülle karşılık vermeyeceğimizi görmesi gerek. Sokaklara çıkıp yürümeyelim, sağa sola sticker yapıştırmayalım da demiyorum ama bunun tek yolu var aslında: İNTERNET ORUCU. Hani internet kıtlığına düşülecek günlere alışmak gibi düşünün dilerseniz. Ya da "Biz girmesek o sağladığınız interneti, verdiğiniz reklamı,açtığınız siteyi alır gtünüze sokarsınız ancak" demek olarak görün.

Ama şunu yapalım, ilk etapta bir gün belirleyip, interneti 24 saat hiç açmayalım. İş kaybına gel, para kaybına gel, gel oğlu gel... Aklıllanmazlarsa internet orucunu uzatalım. İşte o vakit, aklı başında sermaye gruplarının, gidişata dur demek için ellerini toprağa basıp, ağır ağır doğrulacağına... Öeah. En azından götlerini kaldıracaklarına eminim.

Velhasıl bu anarşik yazımızda sayın okuyucu, sizi İNTERNET ORUCUna çağırıyorum.
Siz zamanı söyleyin, yerimiz zaten belli.

Biterken,
Bunu da kendime not düşeyim. O pikabı yaptır, o plağı çal. O ağudan iç, o dereden geç.
Kısmet Şov; bu Pazar, (8 Mayıs) Kadıköy Barlar Sokağı'nda, Gram'da. Siz 22:00 gibi orda olun, biz yarım saate toparlanıp geliyoruz.