Türk kızının sülün-devlet ile imtahanı: Efendim ben adımı Avrupa kroluk tarihine daha Şipol havalimanından çıkmadan yazdırdım zaten. O "Deniz was here" yazısıyla foto çektirdim hatta. Amsterdam'da çok fenaaa (3 a ya dikkat) yaratıklar var ve kendileri ekseriyetle erkek. Fenaaa derken, Türk dizisi kalitesi diil, ID, Vougue kapağı kalitesinden bahsediyorz, kuşe kağıda. Kamu görevlerine de özellike en latiflerini yerleştirmişler ki, insan o ülkeye girmeye önce bi utansın.
Ben havalimanındaki polise "ay vant oğt" kekeledim sanırım. O arayı tam hatırlamıyorum, bayılmışım. Gözümü açtığımda pasaport görevlisi yavru, "Neden geldin buralara?" soruyordu. O anda zaten eriyip, su birikintisine dönüşmiş, "Miit niv pipıl ekiki ekiki" yavşaklığına ulaşmıştım. Sienfeld-Elaine diyicem, anlayan anlasın valla.
Cugara köpeğiniz olsun, yetmezse altın dildo var: Hepinizin bildiği üzere, Amsterdam'da turistlere sunulan iki legal tüketim seçeneği de ot ve sex. Son derece nezih, planlı, çeşitlilik esas alınarak hazırlanmış müesseler. Şişman mı, cüce mi, haş mı, vayt vidow mu, gramaj, tonaj, menüsüyle, elektronik envai çeşit oyuncağı ve hediyelik milyon çeşit cugara envanteriyle sanırsın karnaval. İnsanın içi bi kalkıyo bak, yeminle.
Lakin Amsterdamlılar polenle kafa yapıp, tozlaşarak ürediklerinden, bu olaylarla hiç alakaları yok. O güzelim sokaklarında, kanallarında arsız arsız takılınsın hoşlaşmıyorlar. Ha Vondelpark'a gidersin, zenci Bugi-meninle muhabbetini edersin, ona da karışmıyorlar. Hayat standartları o kadar iyi ki adamların, zevki öyle zip hallerde yaşamaya ihtiyaçları yok.
Je maintiendrai: İyi yaşamaktan kastınız ney sayın blog yazarı? soracak olursanız, örnek şeyedeyim. Şehirde ana babalar bebelerini bisiklet önündeki sepetlerde taşıyorlar. Bu örneği İstanbul'a uyarladığımızda, "çocuk katili"ne ulaşmamız 8 saniye. Halbuki orda öyle değil. Herşey zarif, evler, bahçeler, müzeler, dükkanlar hatta trafik bile. "Arabalara yol vermeden yaşamak" diye bişey var, dünyanın bazı şehirlerinde gerçekleşiyor. Ve ben o etkinliğe katılmak istiyorum.
Başlıksa şey demek; "Ben bu dünyaya kazığı çaktım arkadaş; medeniyetin muhtarıyım, zenginim, şıkım, hem ürettim hem topladım." Hollanda konsolosluğu kapısında bi armada gördüm ilk, iki aslan altında. "Piçleer", diyip fotoğrafını çektim. Şehirdeki gezim de, benzer sevecen söylemlerle geçti.
Bisiklet olayı: İnanır mısınız monşer, Amsterdam tam bir bisiklet şehri, ama sana diil. Bi gün 15 avroya bisiklet kiraladım, onda da aleti kitlediğim yeri kaybedip, 5 saat onu aradım. Bulduktan sonra iyice kayboldum ki, yanlış bi hareketimde hemen Amsterdam yerlileri tarafından azarlanabileyim.
İkinci gün bisikleti geri götürüken korktum ya, bi kaç hata daha yaparsam Daç teyzelerden biri topuklusuyla beni döver, o top model oğlanlardan biri de ona "Elinize sağlık anneciğim, şu avama dersini veriniz" alkış tutar diye. Velhasıl bişeyin mükemmel olabilmesi için , içinde bizim bulunmamamız gerekiyo olabilir. Karamsar ama gerçek mi?