Son Şeyler

Showing posts with label baş örtüsü. Show all posts
Showing posts with label baş örtüsü. Show all posts


İleride tarih kitaplarının ibret ibret yazacağı günleri yaşıyoruz. Siyah, beyaz ve yoğun gri. Ülkenin başbakanı, başrolünde oynadığı dev bir belgeselde çıkıyor karşımıza. Ben dahil bazılarımız, ekrana dahi bakamayacak hallere gelmişken, ülkenin başka sokaklarında, başka başka evlerde başbakan'a akrostijler yazılıyor.
Genç, başı yaşmaklı kızlar, kalplerle süsledikleri, gülücüklere boğdukları twitler atıyorlar. Başbakana resmen, adeta rock star sever gibi, aşıklar.

Başbakan bir sevip pir sevdiği aşkından bahsediyor bir yerinde belgeselin. Emine Erdoğan, kayıp kadın. Varken yok, yokken var. 11 yıldır first lady olan bu hanfendinin, sesini hiç duymadığımı o an fark ediyorum. Halbuki Emine Erdoğan dünyanın dört bir yanında, terörden İslam'a, kadın haklarından demokrasiye, çeşitli konularda konferanslara konuşmacı olarak katılan biri.
Ama bende görüntü var, ses yok.
Çok fazla Tayyip sesi, Emine ise sonsuz bir mute'ta gibi.

Emine hanım'ın peşine düşüyorum. "Niye?" derseniz, gerçekten emin değilim. İçimden bir ses, onu küçümserken kaçtığımız aşırılığın bize faydası olmadığını söylüyor. İyi bir yan bulmak, güce yaranmak, onunla barışmak için değil.
Onu gerçekten anlamak için. Çünkü pek çoğumuz bayan Erdoğan'ı, etkisiz eleman sanıyor.

Bayan Erdoğan, Arap kökenli, Siirt'li bir ailenin Üsküdar doğumlu kızı. Çoçukken çok sevilmiş, sanat akademisinde okurmuş, notları iyi olmasına rağmen bıraktığı okulundan sonra, günümüz türbanının annesi, Şule Yüksel Şenler ile tanışmış. Beraber dernek kurmuşlar hemen, bayan Erdoğan Müslüman bir aktivist iken, 23 yaşında, eşi ve lideri olacak adamla tanışmış. 78 senesinde kıyılan nikahtan sonra, işte sizin de bildiğiniz gibi yurt dışında okuyan, kah gemiciği olup, kah 40 bin liraya başbakan danışmanlığı yapan 4 çocuk. Yanı sıra 35 sene süren Müslüman hakları mücadelesi ve 11 yıllık iktidar.

Epey uzun süredir first lady olmasına rağmen, bayan Erdoğan'ın medyada yayınlanan neredeyse hiç röportajı yok. 2006'da Aktüel'de, 2004 yılında yapılan bir görüşme çıkmış. Aktüel yazarı, bayan Erdoğan'ın gecekondu mahallelerine baskın usulü gidip, kızlarını okutmayan babayı ikna çabasını anlatmış. 2013 yılının 3. ayında Mısır'ın bir dergisine verilen röportaj'da ise bayan Erdoğan, Mısır'ın devrimci kızlarına selam yollamış.

Bu biri yabancı bir ülkede yayınlanmış 2 röportaj dışında, bayan Erdoğan'ı çeşitli Müslüman ülkelere yardım gezilerinde gördük.
Bir zamanlar kankiş oldukları Esat'ın hanımı ile ilgili "Ben ülkeden kaçar, çocuklarla bize sığınır sanıyordum" dediğini okuduk. Bayan Erdoğan'ı Hülya Avşar'a bir kuple eşlik eder ve Hülya'nın türbanı üstünden kulağını öpmesinden tiksinirken izledik.
Lakin hala kimdir, nasıl biridir, konuşunca ağzından ne çıkar, hiç bilemedik.

***

Bay Erdoğan'ın aşktan ne anladığını, sevgi olarak neyi bildiğini kestirmek çok zor değil. Sonsuz teslimiyetiyle bayan Erdoğan'ın sessizliği, bize çok şey söylüyor. "Öyle bir biat etmek ki, içinde adeta kaybolmak", usta, "aşk bencileyin budur" diyor.
Kendisi Emine hanımın neyinde kaybolmuş, onu bilemiyoruz. Zaten önemi de yok.
Bay Erdoğan'ın aşkı, tek yönlü bir sokak.
Başka hiç bir caddenin kesmediği, tek bir kapının açıldığı, geri dönüşsüz...
Bay Erdoğan'ın aşkında, bay Erdoğan'ın pek bir şey hissetmesine gerek yok.

***

Oysa bilenler biliyor dostlar, aşk yok olmak değil, çoğalmaktır. Birken, iki, hatta bin, bin beş yüz, ah kafalar da kafalar...
Aşk kişinin sevdiği kişiyi çoğaltmasıdır, en çok da başkalarında.
Aşk kendinden vazgeçmektir, çok severek kendini.
Aşk kendinden vazgeçmektir ama, daha iyi, daha güzel, daha yüce bir kendinle buluşmak için, aşkının yeşerttiği o bereketli toprakta.
Aşk tektir, hepimiz o büyük, o leziz meyveden alıyoruz istihtakımızca ısırık.
Aşk tektir ama tek yöne akmaz asla.


biterken,
bu yazıyı niye yazdık?
bayan erdoğan, olası bir iç savaş durumda çocukları alıp bi yere kaçmayı düşünmüş mü? yoksa esat'ın hanımı gibi, kocasına sonsuz bir teslimiyet içinde, dizinin hep dibinde, hep öyle suskun oturacak mıymış, onu merak ediyordum. sonra konu aşka geldi.
e gelince de gitmiyor mübarek.
öyle oldu.









Eminim yeterli empatiyi kuramıyorum. Zira çok fazla türbanlı ya da başörtülü tanıdığım yok. Yine bir "allahsızlar" şehri İzmir'de yetişmiş bulunduğumdan, ananemin otobüste takıp vapurda havalandırdığı eşarbından ötesini çok göremedim.

Bu kısmi körlük, 18 yaşında İstanbul'a varışıma kadar sürdü. Barbie'nin Miami kolleksiyonuna paralel derlenmiş dolabımdan bir postal, iki gömlek, bir de yırtık kot kullanabildim bu sevgili megavaroşta.(Anadolu rock stayla sahte deri montu unutmayalım) O ana kadar sahip olduğum kıyafetlerin geri kalanına, bu muhitteki toplum henüz hazır değildi.

13 yıl geçti hala da hazır değil amk; acans kıyafetiyle Kasımpaşa'ya para çekmeye çıkılamıyor mesela. "Manyadım, mayokiniyle gezcem" demiyorum. (onu birazdan diycem) Çalışırken giydiğim etekle Fatih'te gezebilir miyim? İçimdeki Ayşe Arman'ı uyandırdınız .mınakoayım. Ben öyle delice etek de giymem. Tek demek istediğim kahretsin, demokrasi ne güzel şey! Ama herkes aynı demokrasiden tadacak değil mi?

Duyduğum hikayelerden yola çıkarak, evet kimi örtülü analar Cumhuriyet resepsyonlarına, bazıları ordu evlerine ve kimileri de çocuklarının mezuniyet törenlerine alınmadı ülkemde. Taşranın sesi gibi hor görülmüştür de türban. Çirkin çirkin hareketler ama şaşırmazsın, yaparlar. Askılı giydiği için 16 yaşında kızı yolda durdurup, ağlatana kadar sözle taciz eden polisin amcaoğludur yapan da. Bu iş, bu muhitte, biraz acaip yani.


Örtü Meselesine Nesnel Bakış (o "nesnel" çok havalı oldu lan)

Kişinin kendini istediği yerde örtme özgürlüğüne diyecek bişeyim yok. İnsan değil mi ki canı çekiyor, dilerse kendini PVC kaplatsın, pimapen taktırsın. Ruhu öyle huzur bulacaksa da, buyursun örtünsün. Yanlız bişey söyliim, din hakkında çok kısıtlı bilgiye ve mantığın ışığına dayanarak, örtünmenin dini vecibenin ilk beşinde olmadığını tahmin ediyorum.

Burdan tabi örtünün kullanım şekillerine uzanan bir yolculuk başlıyor. Örtü tam olarak neyi, neleri örtmek için kullanılıyor? Sadece saç olamaz, yıka ve çık en nihayetinde, bu kadar adam yıllardır keşfedemedi mi? Şaka bir yana, her kanalda bir numune sinir sahibi türbanlı görmek konuyu anlamamıza yetti. Türbanla istediğiniz memuriyeti yapmak, istediğiniz eğitimi almak niyetindesiniz sevgili bacım. Ben de istediğim mahallede keyif ve güvenle, askılıyla gezmek niyetindeyim. Hepimiz haklıyız üstelik.

Haksız ve pis olanı bir kez daha söyliyeyim; erkekler.

Açık kadın, bu ülkenin kuruluşundan beri azınlık olmuştur. Açık kadını eve aldığınızda mikropları ölsün diye kaynatmanız gerekir ki, bu da tüm besin değerinin kaybedilmesine neden olur. Bu ülkede kapalı kadınların çoğu ağır ev işçisidir ve emin olun devlet baba, onlara SSK ödememekten sonsuza dek mutlu olacaktır.

Bu ülkede kadınları kanunlar korumaz, adamlar korur. Adamlar pipilerinin vermiş olduğu yetkiye dayanarak, kimi zaman seçerek ve eleyerek kadın koruma hakkını saklı tutarlar. Kadınların bu konuda bir söz hakkı bulunmaz. Adamlar o günkü çıkarları, hayat tarzlarıyla felan alakalı olarak, kadınların hangi konuda söz söyleyebilecekleri konusunda mutabık kalırlar.

Şu sıralar "örtünme özgürlüğümüz" konusunda mutabıklar misal. Oysa ben içinden deniz geçen şehirde, değil mayoyla, haşemayla da denize giremiyorum. Bunu normal adletmem gerekiyor. Çünkü aslında kadınların temel ve genel özgürlüğü adamların skinde bile değil. Yani sevgili türbanlı bacım, beni okuduğunu biliyorum, o kaytan bıyıklar, külhan sesler, senin hakkını savunmuyor.

Ne yaptıklarını Allah bilir. Ben konuyu bir anıyla bağlıycam.

Çok küçüğüm, zaman mekan hatıram yok. Yine bir rehber baba, entel anne klasiği, medeniyetler beşiği Anadolu yollarındayız. Annem bir köyün kahvesine girdi oturdu. Çaykolik kendisi, belli saatte çayını içmezse başı tutar. Zaarif bir el hareketiyle çay söylerken, şortlu bacağıyla sandalyeyi itti, ayağını uzattı. Küçüktüm ama çevrenin bakışlarından ürkünç bişey yaptığını hissedemeyecek kadar değil. Güldü;

- Bu köyün kadınları da bu kahvede ayağını uzatıp çayını içtiği gün, işte o gün, özgür bi ülke olacağız.

Biterken,
Şimdi böyle Türkan Saylan styla anlatmış olsam da, mevzubahis anının sonunda büyük ihtimal, babam bizi kahveden acele ve sinirle toplamıştır. CMYK'mız sıfırlı değerlede olsa da, Türküz neticede.
Ve türbanlı bacım sana dönecek olursak, mesele senin türbanla bir yere girememen de değil aslında, mesele hepimizin, her şekilde, her yere girebilmesi.
Hepimiz mazlumder.