Savaşma - Fındık Ye! (Yeni Nesil Milliyetçilik)

By | 10/17/2012 8 comments

Bi ara "Neden savaşanız?" konusunu yazmayı düşünmüştüm. Sonra bunun cevabını bir yazıyla uzatmanın, tam siyaset bilimi öğrencisine yakışır bir işgüzarlık olacağına karar verdim.
Oysa savaşı daha reklamcı açıklamak lazım: insanlar tarafından kurulmuş toplumların ilerlemesi için, savaşmaları gerekli. Çok tuhaf ama doğru. Bakınız taa tarih öncesi devirlerde bile, Yontma Taş'ı yaşayan bir kabile, Tunç Çağı'na gönlünce geçemiyor. Gidip Tunç'tan bir kız seviyor, sonra o Tunçbilek kabilesiyle cenk edip, büyük oranda telef oluyor. En son aklı başına geliyor ve diyor ki;

- Ulan biz de şu maden işine girelim. Ateş felan, bunlar hep lazım.

Yine de bu tarihi veriler, siyaset büyüklerine "Neden savaş?" sormamıza engel olmamalı;  "Neden savaş?" sorusu, "Neden mizah?"tan çok daha sık sorulmalı. Hatta yine bu başbaşlara; "Savaş için malzemelerinizi nereden buluyorsunuz?" da denmeli. Siyasetçi de efendi olup "Eee toplumun farklı kesimlerini gözlemliyorum, küçük hikayeler topluyorum, ilhamımı sokaktan alıyorum" gibisinden cevap vermeli.

Ve nasıl ki bir mizahçı, gülmeyen insanlara rağmen mizah yapıyor sayılamıyorsa, siyasetçiler de gülmeyen halklara rağmen siyaset yapıyor sayılmamalı.

***

Ülke sevmek, memleket sevmek kavramlarını gayet güzel anlıyorum. Benim toplumun geneliyle uyuşamadığım nokta o sevginin şekli. Sevgi illaki kanlı olmak zorunda değil. Bizi sevmeyeni yaşatmamak, elimizdekine gözü kayanın gözünü oymak, ilgimize karşılık vermeyene düşman olmak "sevmenin yegane yolları" olmamalı.

İnsan memleketini kana kan, intikamsız da, "kanı yerde kalmayacak"sız da sevebilmeli.

Şuradan nacizhane, milliyetçilere şöyle bir önerim var: kan yerine mesela ülkemizin bitki örtüsünü sevebilirsiniz. Çünkü mukadderat bu ya, insanlar ölür, hatta düşmanlar da ölür. Ama bitki örtüsü, toprağın üzerinde binlerce yıl var olmak, yeni nesillerini beslemek ve büyütmek içindir. O ölürse, geleceğimiz de ölür.

Derinleşeyim.
Anadolu'nun tohumları ve fidanları, elması, buğdayı, karpuzu, kayısısı hatta domatesi ve zeytini ve iğdesi ve inciri ve antep fıstığı ve fındığı ve çayı ve mısırı ve baklası, DNA'larının her zerresinde, yine bu toprakta yaşayan insanların emeğini taşımaktadır.

Şüphesiz bu alın teri, şehit kanı kadar kutsaldır.

Fakat şimdi, bu tohumların ve fidanların sonu geldi. Çünkü artık tohumlarımızı İsrail'in (ve bilmediğim başka milletlerin) DNA'sıyla oynayıp geliştirdiklerinden alıyoruz. Üstelik bu tohumlar bitki olup hasat edildiklerinde, yeni tohum vermedikleri için, bundan kelli her sene, hep bu tohumlardan almak zorunda kalacağız. Yetmiyor, bu genetiği oynanmış tohumlar, ancak kendilerine uygun geliştirilmiş gübrelerle, ilaçlarla hayatta kalabiliyorlar. Bu gübre ve ilaçlar, diğer endemik, yani Anadolu'ya özgü bitkilerin kökünü kurutuyor. Bilin bakalım bu ilaçları ve gübreleri, yine kimlerden alıyoruz.

***

Düşünüyorum ki ben bugün, damarlarındaki her damla kan ülkesini, toprağını korumak için akan biriyim. Bu kişi olarak en büyük önceliğim, eninde sonunda tıpkı diğerleri gibi, ( Saddamlar, Kaddafiler ve meni adırs) mevta olacak ortadoğu liderlerine dayılanmak olmaz. Önce bu toprağı toprak yapan doğamı, kaynaklarımı düşünürüm.

Benim madenimi kim çıkartıyor (yabancı şirketler?), çıkartırken bir daha binlerce yıl yerine gelme ihtimali olmayan bir doğal kaynağı yok mu ediyor (Ege havzası, Kaz dağları), kurdukları santraller suyumu mu kirletiyor (Karadeniz) -çünkü su, biliyorum ki, önümüzdeki 50 yılın en önemli serveti, petrol bok yesin, o denli önemli- çocuğumun DNA'sıyla mı oynuyor (tüm ülke), ona bakarım.

Tekrarlıyorum;
Toprağın vatan olması için, her parçasının defalarca ve durmaksızın kanla sulanmasına gerek yok.
Gerçekten.
Hayır illaki hassasiyet geliştirmenize yardımcı olacaksa, her bir tohuma ellerimle, ay yıldız, Türk bayrağı, kırmızı beyaz motifler, renkler, semboller işlemeye razıyım. Her bir ağaca Atatürk gözleri, mehmetçik süngüsü yansıtabilirim.
Yeter ki ayağınız alışsın.

***

Milliyetçilik kadar, muhafazakarlığa da yeni ilgi alanları önerilerim var. Zira şu sıralar kim neyi, kimin adına muhafaza ediyor anlayamaz olduk. Biri mahallesindeki transı linç ediyor mahallece. Meğer yeni rant sahasıymış oralar, kira gelirini muhafaza ediyormuş. İlginç.

Mahallenizi madem çok seviyorsunuz, madem evladınız için temiz şehir istiyorsunuz, dünyanın en büyük yandaş dolandırıcılığına, kentsel cukkasına dönüşecek "kentsel dönüşüme" dikkat edebilirsiniz mesela. Bir takım ağa oğullarının kentinizin ormanlarına, su kaynaklarına beton blokları dikmesine, fakirlerin evlerinden zorla atılıp, yerine zenginler için villa dikilmesine karşı olabilirsiniz. Buyrun mahalle değeri, buyrun çocukların geleceği ve ahlakı.

Siz ve sizler dahil, milyonlarca insanın mağduriyetine engel olmaktan daha ahlaklı iş var mı?

***

Biliyorsunuz, Tunç Çağı'ndan bu yana epey zaman geçti.
Fakat yönetici sınıflar henüz ilerlemek için, savaşmaktan daha akıllıca bir yol bulamadılar.
"5-6 bin yıl dile kolay, insan bu kadar da geniş olmaz ki!!" diyebilirsiniz.
Hatta demelisiniz.
Zira demezseniz her gün, bir başka Hitler/İtalyan mafya ailesi parodisi izler, sonunda bundan memnun bile kalırsınız.
Çünkü savaşlar aslen cephelerde değil, kötü yönetilmeye alışmış halkların zihinlerinde kaybedilir.


Biterken,
Yine "geyik yapıcam" derken geldiğim bu noktada, ki sabahın körüydü ve kendi kendime konuşarak evi basan pireleri ilaçlıyordum, biraz tuhafım. Görseli bulana kadar bir ton stumble sitesi dolaştım. Güzel şeyler görünce, keyfim mecburen yerine geldi. 
Size hikayeler anlatacağım günleri iple çekiyorum... Azz sonraa.
Ve bir de, Kısmet Şov'u 23 Ekim'de, Babaylon Lounge'da, 21:30 civarı, çıplak gözle izleyebilirsiniz.
Bu sezon kısmetse, daha iyiyiz.
Newer Post Older Post Home

8 vatandaş cevab hakkı kullandı :

harika bir yazı.. kaliteli bir filmde, film repliği olacak bir sürü güzel etkileyici söz var..
binlerce yıl geçtiği halde insanlar hala savaşıyorlar..

Taptım.

Güzeldi...

fındık da yemeyin radyasyon yüzünden dev bir mutant sincaba dönüşebilirsiniz

Keşke okusalar. Bayılıyorum tüm yazılarına

ne güzel yazı, teşekkürler...

bir kimlik seçin (bu göndermem yazıya cuk oturdu, oturmadı deme üzme beni)

momos said...

kimsenin ülkesini sevdiğini sanmıyorum. bu topraklarda yaşayan veya yaşamayan herkes için geçerlidir savım. ait olunan millet ülkeden bile az seviliyor. çünkü aidiyet hissi yok.(yetersiz değil alenen yok)
sıralama yapılacak olursa; çoğunluğun sevdikleri,
1-kendisi
2-kendisine ait olduğunu düşündüğü ve öteki yarısı olarak düşlediği eşi(aralarında yasal veya yasa dışı bir bağ olsa da olmasa da)
3-(varsa)kendisinin bir parçası olduğunu düşündüğü neslinin devamı(bazı vakalarda söz konusu varlığın cinsiyeti sıralamayı etkiler, bazı vakalardaysa varlığın türü neslini devam ettiremeyecek olsa da önemli değildir)
4-kendisine borçlu olduğunu düşündüğü annesi/babası
5-(varsa)kendine yakın hissettiği kardeşleri
6-kendini ifade edebildiği ve paylaşım ihtiyacını gideren sosyal çevresi
7-kendini adamak istediği, hayatını anlamlı kılmasını umduğu uğraşları
Yer yer ve zaman zaman, kişinin bulunduğu ruh haline bağlı olarak bu sıralama değişebilir ancak esasta değişen çok şey olmadığını düşünüyorum ve açık ki millet, vatan, memleket, inanç, ilkeler gibi kişisel dünyanın çekirdeğinin dışında kalan unsurlar en fazla yedinci maddeye girebiliyor. Bir insanın ilkeleri doğrultusunda canını feda etmesini her ne kadar oldukça asilce bulsam da bir o kadar canımı sıkar. Hangi ilke uğruna ölmeye/öldürmeye değerdir? Kaldı ki ilkenin kendi içinde bu kadar yer etmesi hakkında kocaman şüpheler mevcutsa.
Doğduğumda nerede olduğumu bilmiyordum, kim olduğumu da. Hepsi bana sonradan öğretildi. İtirazlarım reddedildi. Ama aslolan özgür irademizdir. Kendi tercihlerini savunabildiğin kadar özgürsün. Ve üzerimize atfedilmeye çalışılan vatan, millet, sakaya tercihi sorgulanmaya fena halde muhtaç. Belki didik didik edildikten sonra herkesin kendini ait hissettiği toplu bir hissiyattan bahsedebiliriz. İçinde yaşadığımız topraklarda didiklemenin lafını bile edemediğimiz sürece bana göre herhangi bir topluluktan, dolayısıyla milliyetten, dolayısıyla milliyetçilikten ve sevgisinden bahsedemeyiz. Olan biten sadece bir dayatmadır. Zorbalığın kanunileştirilmiş hali.
Her şey halledilmiş olsa bile ülkemizi sevmek yerine onu anlamaya çalışmak daha anlamlıdır bence. Çünkü biz tek bir ülkenin değil bütün dünyanın yaşayan bir parçayız aslında ve illa korunacak bir kutsal varsa o da dünyanın tek parça halinde, halen türümüz için yaşanır bir yer olmasını sağlamak olmalıdır. Mevcut yöneticilerimiz hesaplarına yatan ve önlerinde eğilen başların hesabını yapmaktansa yaşadıkların dünyanın geleceğini, yalandan da olsa söz verdikleri insanların özgür ve insanca yaşama haklarını öncelikli olarak düşünüyor olsaydı ve asli hedefleri kendi varlıklarını nedensiz kılmak olsaydı belki o zaman yarattığımız kurumların başındakilere karşılıksız bir sevgiden bahsedebilirdik ancak belki de insanın yapısından dolayı böyle bir yönetim yakın gelecekte pek mümkün görünmüyor. Dolayısıyla içimden gelen tek şey bildik bir cümlenin tekrarı.
Bütün savaşlar cinayettir. Sorumluları katil.