Amsterdam Beni Sevmedin (Çok da haksız değilsin)

By | 6/03/2011 5 comments

Hayatımın erkeği ekibi olarak geçtiğimiz hafta bir gerçeği daha elemle idrak ettik; gezi yazısı yazmak hakkında bi skim bilmiyoruz. Çünkü afedersiniz ama yıllardır gezemedik; tüm şizo ekibi olarak biliyosunuz çok gizemli bi adada araştırmalarımızı sürdürüyoruz.

O sebeple bu Amsterdam yazısı bi deneysel duygusal tarzında olacak, artık kısmetlisinden. Ayrıca başlamadan belirtmekte faide görüyorum; "Ben Amsterdam'dan verimimi aldım. O benden alamadıysa artık bi daha sefere."

Efendim, kibarlar kenti Amsterdam'a fırtınalı bi havada indim. Mayıs'ın sonu ama bura soğuk memeleket belli, hava da gece 22:30 da kararıyo zaten, anladık, kuzeydeyiz. Sentrıl Steyşın önünde dikelip, turist bürosuna girmekle, öyle yaka paça şehre akmak arasında bocaladım bi süre. İşte o sırada yanıma, Steven adında, İngiliz homlısı bi amca yaklaştı, turistlere uygun bir "meblağ" karşılığı, rehberlik ediyormuş.

Annem duysa beni döver ama "Ne de güzel ediyomuşsunuz. E buyrun gidelim" dedim Steve amcaya. Ama bi sorun, niye? Niye o turist bürosuna girmedim de, şehrin içinden Son Şeyler Ülkesinden mülteci gibi geçtim ve stevi durmaksızın aksan şov yaparken...

Anlatıciim...

Türk kızının sülün-devlet ile imtahanı: Efendim ben adımı Avrupa kroluk tarihine daha Şipol havalimanından çıkmadan yazdırdım zaten. O "Deniz was here" yazısıyla foto çektirdim hatta. Amsterdam'da çok fenaaa (3 a ya dikkat) yaratıklar var ve kendileri ekseriyetle erkek. Fenaaa derken, Türk dizisi kalitesi diil, ID, Vougue kapağı kalitesinden bahsediyorz, kuşe kağıda. Kamu görevlerine de özellike en latiflerini yerleştirmişler ki, insan o ülkeye girmeye önce bi utansın.

Ben havalimanındaki polise "ay vant oğt" kekeledim sanırım. O arayı tam hatırlamıyorum, bayılmışım. Gözümü açtığımda pasaport görevlisi yavru, "Neden geldin buralara?" soruyordu. O anda zaten eriyip, su birikintisine dönüşmiş, "Miit niv pipıl ekiki ekiki" yavşaklığına ulaşmıştım. Sienfeld-Elaine diyicem, anlayan anlasın valla.

Cugara köpeğiniz olsun, yetmezse altın dildo var: Hepinizin bildiği üzere, Amsterdam'da turistlere sunulan iki legal tüketim seçeneği de ot ve sex. Son derece nezih, planlı, çeşitlilik esas alınarak hazırlanmış müesseler. Şişman mı, cüce mi, haş mı, vayt vidow mu, gramaj, tonaj, menüsüyle, elektronik envai çeşit oyuncağı ve hediyelik milyon çeşit cugara envanteriyle sanırsın karnaval. İnsanın içi bi kalkıyo bak, yeminle.

Lakin Amsterdamlılar polenle kafa yapıp, tozlaşarak ürediklerinden, bu olaylarla hiç alakaları yok. O güzelim sokaklarında, kanallarında arsız arsız takılınsın hoşlaşmıyorlar. Ha Vondelpark'a gidersin, zenci Bugi-meninle muhabbetini edersin, ona da karışmıyorlar. Hayat standartları o kadar iyi ki adamların, zevki öyle zip hallerde yaşamaya ihtiyaçları yok.


Je maintiendrai: İyi yaşamaktan kastınız ney sayın blog yazarı? soracak olursanız, örnek şeyedeyim. Şehirde ana babalar bebelerini bisiklet önündeki sepetlerde taşıyorlar. Bu örneği İstanbul'a uyarladığımızda, "çocuk katili"ne ulaşmamız 8 saniye. Halbuki orda öyle değil. Herşey zarif, evler, bahçeler, müzeler, dükkanlar hatta trafik bile. "Arabalara yol vermeden yaşamak" diye bişey var, dünyanın bazı şehirlerinde gerçekleşiyor. Ve ben o etkinliğe katılmak istiyorum.

Başlıksa şey demek; "Ben bu dünyaya kazığı çaktım arkadaş; medeniyetin muhtarıyım, zenginim, şıkım, hem ürettim hem topladım." Hollanda konsolosluğu kapısında bi armada gördüm ilk, iki aslan altında. "Piçleer", diyip fotoğrafını çektim. Şehirdeki gezim de, benzer sevecen söylemlerle geçti.

Bisiklet olayı: İnanır mısınız monşer, Amsterdam tam bir bisiklet şehri, ama sana diil. Bi gün 15 avroya bisiklet kiraladım, onda da aleti kitlediğim yeri kaybedip, 5 saat onu aradım. Bulduktan sonra iyice kayboldum ki, yanlış bi hareketimde hemen Amsterdam yerlileri tarafından azarlanabileyim.

İkinci gün bisikleti geri götürüken korktum ya, bi kaç hata daha yaparsam Daç teyzelerden biri topuklusuyla beni döver, o top model oğlanlardan biri de ona "Elinize sağlık anneciğim, şu avama dersini veriniz" alkış tutar diye. Velhasıl bişeyin mükemmel olabilmesi için , içinde bizim bulunmamamız gerekiyo olabilir. Karamsar ama gerçek mi?

Tavsiye Şeysi:
* Börtüye çiçeğe, ortama meraklıysan: Plantage bölgesindeki botanik bahçesi ve hayvanat bahçesi, Rijks müzesi önündeki çimlik, Vondelpark, çiçek pazarı.
Tüketicem ben:
* Üniversite mahallesinde, meydandaki kitapçılar- İndirimden 5-10 yuroya çok tatlı kitaplar indiragandi.
* Waterlooplein bit pazarı: Civarında da iyi mağzalar var. Amsterdam genelde çok pahalı, buralar makulumtrak. Bit pazarı pazar günü kurulmuyor ve ben tabi ki pazar gittim oraya. Siz öyle yapmayın misal.
* Sokaktan yi: Ayıptır demesi benim her yediğim iyiydi. Red layt'ta deli tipli heriften calzone yedim, harikaydı. Tütsü balık, sosisli, patatesin sosları, özellikle hamur işleri... Yemeğe peynir hariç 5 yurodan fazla vermedim. Çok sağlıklı beslenmedim gerçi. Marketlerde sağlıklı görünen çok fazla hazır yemek de var. 5 avro o da.
Türk olduğunu belli et: Bazı tramvay hatlarında kondüktör yok, ben hiç bilet parası ödemedim valla kentte, evet terbiyesizim, Steven'den aldığım enformasyon sağ olsun. 5, 24, 60. hatlar, aklınızda da mı bulunmasın?

Edebi toparlıyoruz kaptan...

Evet, Amsterdam beni pek sevmedi, tinerci gibi dükkanlarından, evlerinden içeri bakıyodum sabahın kör vakitlerinde. Bisikletim de körelmiş, zaten sırtı delik yeşil kamp hırkamla gezmekteyim... Öte yandan şehir, o kadar da şekerleme değil. Bana Chuck Palahniuk'in Diary romanını hatırlattı biraz. Rafine edilmiş onca zevk ve ihtişam içinde turistlerini horlayarak hizmet eden şehir, son bir altın doz, Sthendal Sendromu için bekliyor. Hazdan bayılmalı, yanmalı...

Benim için o nokta sanırım Van Gogh müzesinde geldi. Henüz adımı yazamazken röprodüksyonu yaptığım odasının resmini gördüğümde, çok aşık olup uzun süredir görmediğim bir adamla ansızın karşılaşmış gibi oldum bi an, çok fena oldum lan.
Utanmadım, ağladım.

Biterken,
Biçok şeyi anlatamadım ama geç oldu lan arkadaşlar, müsade buyrun yatıyım. Haftaya da kısmetse Berlin. Tabi vize mize olursa. Avrupa içeri giren Türk'ü iyi kolluyo malum.
Görseli gogıldan aldım aynen koydum. Demek interneyşınıl bi şaşkınlık var.

Dünya çok güzel bişey olabilir ve onun pek az kısmını biliyorum bi de.
Siz de bilin, en azından ne bilmediğinizi.
Newer Post Older Post Home

5 vatandaş cevab hakkı kullandı :

... said...

10 numara gezi yazısı olmuş!

Anonymous said...

seni okuyunca neşe doluyor insan.

Anonymous said...

kendim gitmiş kadar orgazmik okudum muck

zozo said...

deniz yazmadan edemedim ben de ağladıydım van gogh müzesinde hem de nasıl..

Gül diyo ya kendim gitmiş kadar orgazmik okudum, ayol ben Amsterdam'da yaşıyorum 3 senedir, yine de aynı duyguyla okudum! :) Leziz.