Son Şeyler

Showing posts with label peki allahsızlar ne olacak. Show all posts
Showing posts with label peki allahsızlar ne olacak. Show all posts
jesus

Geçen hafta Cumartesi gecesi jfest kapsamında, Olympos dağının eteklerinde, Allahsızlar çadırında kopuyodum. Çadırdakilere çeşitli sebeplerle "allahsız" diyorum, bunlardan ilk ikisi; trans çalmaları ve led aydınlatmayı tercih etmeleridir. Ekibin diğer allahsızlıklarını bu referans noktalarından çıkartanlar çıkarttı. Hadiseyi anlamayanların dimağını ben işgillendirmiş olmıyım.

"Allahsızlar" derken kimseyi rencide etmek niyetinde değilim; bu kelimeyi "Alemi sklemeden paşa keyfine göre yaşayan" anlamında kullanıyorum. Bana kullansanız, terslik çıkartmam. Ne de olsa allahsızlığı o denli korkunç bulmuyorum.

Oysa giderek muhafazakarlaşan sevgili yalnız ve buruk ülkemde, bi "Allah'ı Araya Katmadan Duramayan Adam" türü yeşerdi, ki kendisine kısaca yazının bazı bazı yerlerinde "aakda" diyeceğiz. Bunlar ekseriyatla belli bir mevkiyi işgal eden, bir miktar insan kaynağını yönetmekle mesul adamlar ve açıkçası hiç birini mayoyla görmek istemezsin. İşte bu adamların en sevdikleri sahne ve gösteri sanatları icraatı; Allah'a havale etmek.

Kaderciliklerini belirtme ısrarları bitmek bilmiyor, dinini ve vecibelerini ifade ihtiyacı tatmin olmuyor. Hayır hiç bilmediğimiz bi dine, tuhaf bi Budist klanına dahil olsan anlarım. Ama o dinin her vecibesini biz ortaokulda okuduk zaten annem?

"Aakda" öyle bir çeşit ki, bize eknomik krizle kepenk kapatan küçük esnafı da anlatsa, depreme dayanıksız olarak inşa edilmiş bulunduğundan bir noktada çökecek olan İstanbul'dan da bahsetse, konuşmaya sağ ayakla girip, konuyu "kısmet" ile bağlıyor. Ne mevkide, hangi sorumlulukta bulunduğu hiç farketmez, lafa mutlak mesul olanı soktuktan sonra, haliyle sırtı yere gelmiyor.

Elbet biz de kadere bi miktar inanıyoruz;
Benim kaderim yaşadığım yüzyılın en mühim bireyi olmak mesela. Ama öylesine teslim olmuyorum, kader beni annemin evinde dolma sararken bulsun diye beklemiyorum. Üstelik ben eni konu bir meczup metin yazarıyım. Enerjiden ve tabii kaynaklardan felan mesul değilim. Demem o ki, sen neyi bekliyorsun ey Allah'ı Araya Katmadan Duramayan Adam? Sen herşeyi Allah'tan beklersen, ben herşeyi Allah'tan beklersem, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?

Bu türün bir levıl alt mevkilerinde takılanlar içinse, durum daha çok "yancılık" olarak kendini gösteriyor. Memuriyet derecesi gereği, konuşurken referansı direkt yaradandan almaya cesaret edemeyen bu alt tür, illaki bir dini kimlik işfa etmek zorunda hissediyor kendini. İş ortamında, sosyal mecaralarda çok daha fazla sayıda ünlü, ünsüz, sert sessiz, entel ve kuntel, dini kimlik gösterir oldu. Onu ne güzel düşündün de beybicim, sorduk mu?

Aklıma şöyle de bi mizansen geliyo. Tut ki ben bu "aakda" ile manita oldum.
- Bi gün sifonu çekmeyi öğrenebilecek misin?
- Kısmet.
- Akvaryumdaki balıkları sen mi öldürdün?
- Mukadderat.
- Feysten manitalarla mı mesajlaşıyon lan?
- İnşallah.
- Dolaptaki sandeviçi sen mi yedin?
- Hay Allah.

Evvet, gördüğünüz gibi denedik, reel hayatta da "herşeyi allaha havele etmek", biraz gevşekçe duruyor. "Ben bilmem beyim bilir" diyen temizlikçi kadın hissi veriyor.

Konuyu balla bağlamak isterim;
Lütfen kendi aranızda rencide olup, bana domuz bağı felan yapmaya kalkmayınız. Zinhar, Hayatımın Erkeği Allahsız olsun istemem. Hiç bir inancı olmayan adam, nobran olur, insanın .mına kor zira. Ama bi zahmet herşeyi de mistik alemlere, bi takım kimliklere bağlamayıversin. Önce insan olsun. Gerçi bitki -heyvan bana daha makul geliyo şu ara.

Hülasa, bi şehirde dere taşması, bi madende göçük olması, açık rögara araba düşmesi, depremde binlerce insanın ölmesi, birilerinin şehit olması "kaderde varmış" diye açıklanamaz. Özellikle de o binadan, o terörden, o rögardan, o madenden ve o şehirden mesulseniz, yapmayın, bence çok ayıp.

Biterken,
Kedim akşam yemeğinde somon yedi. Bense kereviz ve elma rendesi. Bu işte bi fakirlik mi var, yoksa ebleklik mi?
Rüya cevaplıyor ve mivvvvv.