Son Şeyler

Showing posts with label geçmişe yolcluk. Show all posts
Showing posts with label geçmişe yolcluk. Show all posts
Geçen eve geldim, şaçma salak bişey düşünüyorum. Önceleri böyle çok özel bişeymiş gibi herkesten sakladığım, yaşım az kemale erince de utanıp, kimselere diyemediğim bir hikaye. Kısmet internete koymakmış valla, "geç karşıma anlat" derseniz, inkar ederim söyliim.

Efendim ben ergenim. Kazık kadar ama, 16 bilemedin 17. İsterikliğin fevkinde bir yaş. O arada Radikal'de tam sayfa bir ilan oluyor; Auschwitz kampında bir grup esir adam, halleri perişan, yatakanelerinde poz vermişler. 40 adam var fotoğrafta, bazıları ayakta ve bazıları morg gibi ranzalarında, bir deri bi kemik yatıyor. Büyük ihtimal aclıktan ayağa dahi kalkamıyorlar. İşte ben duygu piciyim ya, gittim o yatan adamlardan birine aşık oldum. Hatta o adamın suratını ilandan kestim, sakladım.

Bunu düşünüyodum eve geldiğimde. O resmi hala saklıyor olabilir miyim? düştü aklıma. Öyleyse baya arkadaşları arayıp "Bana niye intervenşın yapmıyosunuz, tımarhaneye tıkmıyosunuz lan?" çemkircem. Yatak bazasından, eski günlüklerimden birini -kapağına bi kase çiçek boyamış olduğumu- çıkardım, baktım adamın fotoğrafı hakatten duruyor. Üstüne bi de "Seni buldum:)" yazmışım.

Neyi buldun lan seni çapsız, 8 IQ'lu insan eniği, ne buldun? Cebinde ya..ak bulmuş gibi, o neyin heyecanı? Hayır "tipim budur bundan kelli" desen, onun bile mantığı çok zayıf. Adam acından ölüyo lan? İllaki ilginçlik olsun istiyosan, git post modern yönetmenlere felan takıl. Evden kaç, mor oje sür. Ne bu ya, bu neeaa?

Neyse günlüğün arasında sakladığım başka şeyler vardı da, sinirim az geçti. Kendi gençliğimden tiksinmeyi tam bırakıyordum ki, günlüğü okumaya başladım. İlk entry tarihi 17.04.1996. Murathan Mungan'dan bir şiirle açmışım programı. Gece ve Müzik. Fakat her idare eder şey gibi, şiir de bi noktada bitiyor ve ben giriyorum söze. Keşke girmesem.

Annem benden ergenken niye tiksiniyomuş, o noktada anladım: Ergenben, bıraksanız kanıyla yazar günlüğü ah emooom, çünkü o her daim aşık. Rezil edebiyat, tomurcuk varoluş kaygısı ve sonsuuuz bir manitacılık.

Bir on sayfa diyelim Önder'le dostluk ve paylaşımın yoğuncana yaşandığı bi aşka koşuyorum, iki sayfa sonra Atakan'la tutkuların en derinini keşfe çıkıyorum, o gtüme koyunca bakmışsın Erdal'la bulutların üstünde uçuyor, gökkuşağında yaşıyorum. Derhal yüzük takılıyor, ben Erdal'ın soyadını adımla yazmayı deniyorum. Akabinde Atakan'la Erdal'ı boynuzlamayı felan da ihmal etmiyorum ha. Hoop iki sayfa sonra bırakıyorum neyse ki ikisini de, çünkü ela gözlü, kumral, uzun saçlı bir dilber olan Orçun'a deli divane abayı yakıyorum...

Şimdi kulağa "ergen rospik" gibi gelse de, öyle keyifli bir yolculuk yaptığım da yok, yannış olmasın. Yan gözle baktığım telefon direğine aşık olup adına akrostijler döşensem de, anne korkusundan bi halt edememişim. Ya da yazmamışım artık, varso yoksa, bulut, yoğunluk, reynbov, duygu... Doktorlar yengeç diyorlar, bence edebiyat. Çok roman okudum ben, ansiklopedi okusaydım, o atomun .mına bile kordum. (bildin o atomu sen)

Velhasıl kelam, insanın güncelerinden çıkartabileceği çok ders var. Keşke siz de tutsaydınız bi tane, "ay çok çocukçaaa" felan demeseydiniz. Yıllar içinde bir arpa boyu yolu nasıl da alamadığınızı zahmetsizce anlardınız bu vesiyle. Ben ismi "Yeni Hayat" olan güncemden bi ders aldım mesela; Orhan Pamuk'tan alıntı yapıyorsan, sıkıcısın, sıkıcıyız, sıkıcılar.

Biterken,
Science of Sleep'in ortasında, yanımda kanepede uyuyakalan kanka. Cumaresi gecesi 23.08. Karşı koltukta uyuyan kedi. Bi sigara daha. Herşeyin yolunda olması gerekir.
Ha kız uyandı.