
Erivan'dan döneli baya oldu, hatırlamak için şöyle bi fotoğraflarına baktım. Sevgililerin eksi 2'yi gören soğuğa aldırış etmeden öpüştükleri o bakımsız parkları, her kafamı kaldırdığımda karşıma dikilen dumanlı Ağrı'yı, pembe volkanik taştan dev binaları, yüzleri çok tanıdık bir hüzünle gölgeli insanları, Ararat marka konyağın genzi yakıp dudakları kızartışını hatırladım.
Erivan hem çok tanıdık, hem çok uzaktı.
Öncelikle, döndüğümden beri bu konuda bir takım sorular alıyorum. Sonralıkla, bu blogger text editörü bu ara ani bi kararla, metin editlememeye başlamış. Onun bu bireysel kararına saygı duyup, görüntüleyemediğim yeni blogger ara yüzüne ise küfretmeyi bırakıp, elimden geldiğince soru cevap yazıcam bu yazıyı. Bold yok, italik yok. Nokta, virgül ve numaralandırma var. Olduğu kadar.
1) Ermenistan'ın başkentinde ne işin olabilir?
Aslen çok işim yoktu, şimdi doğruya doğru. PechaKucha Nights denilen ve insanların birbirleriyle yaratıcı projelerini paylaştığı bir etkinliğe, gözlemci basın kadrosundan katıldım.
Bu sebeple, Kurban bayramı tatilinin 2. günü, Viyana aktarmalı bir yolcukluk ve tatlı bir ekiple Erivan'a vardım. İki gün boyunca şu an adını hatırlamadığım bir Orta Asya organizasyonunun misafiri olarak şehirde yedirilip, içirilip, gezdirildim. Gazetecilerin hayatı güzelmiş. - Hükümetlere lolo yapıp, mapusa düşme kısmı hariç- Onu anladım.
2) Erivan dedikleri kadar fakir mi?
Hem evet, hem hayır. Erivan'da ilk sabah, herkeslerden önce kalkıp sokağa fırladığımda dikkatimi ilk çeken şey, Rusya mirası 6 şerit yollarda dolanan pahalı arabalardı. Yol üstünde yaşlı bir kadın feryat ederek ağlıyor, bizim Rus tarzı tabir ettiğimiz giyimli Erivan kızları, ayağımdaki Adidas'ları kesiyordu. Bir Nişantaşı yerlisi, Beşiktaş çarşıya nasıl görünüyorsa, ben de onlara öyle görünüyordum sanırım, ki bundan biraz utandım.
Ermenistan'ın temelde ihraç ettiği pek bişey yok. Ekonomisi Kominizmden çıkıp taklaya gelmiş tüm ülkeler gibi sallanmaklı. Öte yandan en lüks mağazalar şehirde, marketlerde aklınızın alamayacağı kadar çok çeşit var ve hepsi ithal. Öyle ki, 3 yuroya şampanya alıp, ayağımıza döktük şımarıklıktan.
3) Erivan'da gece hayatı nasıl?
Gündüz hayatı bitti, aman geceler olmasın... Erivan'da gece hayatı beklentimizin üzerinde. Barlar dışarıdan belli olmuyor çünkü, taş binaların bodrum katlarına konuşlanmışlar. Aynı şey şehirde bolca bulunan strip clublar için de geçerli. Şehir hem ucuz, hem de temiz strip clublara sahip. Gitmedim, gidemedim ama giden arkadaşların yalancısı, hatta yancısı oldum.
Kişi başı 10 yuro giriş, 2 yuro masaya hanım çağırtma. "5 euro daha vereyim de git şu dildoyu az uzakta sok" gibi bir fiyat - performans endeksi var. İçki zaten anladığım kadarıyla dünyanın geri kalanında bol ve ucuz bi'şey. Sadece sevgili ülkemizde keyifle içmek bu kadar lüks bi eylem amk.
Şehrin dış mahallelerinde ise, ibadullah kumarhane var; bol neonlu, gaziemir fonunda, biraz da ürkütücüler açıkçası. Bizim durumumuz olmadı, gitmedik, gidemedik.

(parklar)
4) Şehirde gezilecek görülecek bir şeyler var mı?
Elbette. Şehrin hakim tepesine bir güzel "sözde soykırım anıtı" yapmışlar, parmaklarınızı yersiniz valla. Şaka şaka, işin siyasi-etnik-tarihi boyutuna sonra geleceğim.
Şehirde ilk görülecek şey Ağrı dağı, o kadar yakın ve heybetli ki, kaçınmak imkansız. Sonra Rus mimar Aleksandr Tamanian tarafından inşaa edilmiş kentron, yani şehir merkezi binaları, opera salonu, Ararat konyak fabrikası ve Matenadaran, yani içinde binlerce Ermenice orjinal el yazması barındıran kütüphane, ziyaretlerinizle şenlenmeyi bekliyor. Matenadaran dünyanın en büyük el yazması kütüphanesi ve içinde aşkla çalışan rehber hanımlar barındırıyor. O konuşurken soru sormak serbest, kendi arasında konuşanlar ise, çatık kalın kaşlarla uyarılıyor.
Bir de hepimizi duygulandıran, yönetmen Sergei Parajanov’un kolaj işlerinin sergilendiği müzeye gittik ekipçe. Kıyamam Sergei, Ruslar yıllarca adamın film çekmesine izin vermedikleri, adamı sapık diye yaftalayıp hapse attıkları için, kendisini kolaj enstelasyona vermiş. İşlerin yokluktan gelen orjinalliği ve duygusallığı dayak gibi. Erivan'da yemeyi bilene dayak çok zaten.

5) Türklerden nefret ettikleri doğru mu peki?
Yaani, ben olsam nefret diye kestirip atmam. Daha dikkatli konuşurum. Tanımadığım ve tarihi bağımı reddettiğim insanların hataları için özür dilemem ama empati kurmaya çalışırım. Erivan ölen dedeleri, dağılan aileleri için hala yasta; hala kopup geldiği memleketini özlüyor. Şehrin sembolü o sebepten Ağrı, yani konyaklarına da adını veren Ararat.
Türklere soykırımı kabullenmedikleri için kızgınlar evet. Ama sokakta Türküz deyince kimsenin holiganca saldırdığı yok. Hem bunun için Orhan Pamuk kitabı gösterip "Yaaa evet Türküz ama şeyiz biraz" açıklamanıza da gerek yok. Millet boğazının derdinde zaten, zaten 70 yıl da Rusya tarafından ezilmiş. Öyle boş düşmanlığa karınları tok.
6) Peki dertleri neymiş, hala niye 100 yıl önceki hadise için ağlaşıyorlar?
Pecha Kucha gecesinde tanıştığım tarih eğitmeni bir Ermeni bey, son derece kibarca geçen konuşmamızda şöyle anlattı. "Erivan'ın nüfusu 1900'de, 30 bin civarıydı. 1916'da 300 bin Ermeni bu şehre ulaşabildi. (Yola çıkanların 1 milyona yakın olduğu tahmin ediliyor.) Ve bu 300 bin kişinin büyük çoğunluğunu, öksüz-yetim çocuklar oluşturuyordu."
300 bin yetim tarafından kurulan bir şehrin, derinlerde bir yerde usul usul kanamaya devam edeceğini, sanırım az çok tahmin edersiniz.

ağrı-ekip
7) İçimizi ezdin, biraz neşeli şeyler anlat. Yemekler felan nasıldı ?
Erivan'ın doğal yayla olmasından hareketle, (rakım 1000 metre) eti, sütü, peyniri meşhur dediler. Ki İtalyan restoranında tükettiklerimiz çok iyiydi hakikatten. Onun dışında pastırmaya çok benzeyen kuru et, kısıra çok benzeyen bulgur pilavi, türlüye çok benzeyen türlü... Nasıl olsun yani, Türkiye'nin en doğu ucunda ne yenirse, o vardı menüde. İnsanlar da Türkiye'nin doğu ucunda göreceklerinize benziyor zaten, sokata sık sık Burhan Çaçan'lar geçiyor yanınızdan.
Şehirde son dönemde şık restoranlar açılmış, fiyatları gayet makul. Yeni ekonomik düzen ile beraber, "Ağaoğlu her yeri skip atacak" sendromu onlara da gelmiş; her yerde çirkin çirkin inşaatlar, şehrin taş işlemeli doğal mimari dokusunun içine etmek için adeta gün sayıyor.
Bence ülkedeki en ilginç şeylerden biri, kullandıkları inanılmaz zarif alfabe. Ama "üzerinde Ermenice yazan bir tişört alayım" desen avucunu yalarsın, öyle bir turist malzemesi bulunmuyor. Ben babama bi şişe, 20 yıllık Ararat paketlettim, kendime 3 mini nar şarabı aldım. Onun dışında ısrarla aramama rağmen, yöresel bir ürüne ulaşamadım. Kent pazarı dedikleri yerde bi iki çeşit cevizli sucuk, diğer pazarda ise Tahtakale malları var. O yani, o kadar.
8) E özetle o zaman, naapalım, gidelim mi Erivan'a? Ermeni'ye kin mi tutalım biz de? Sözde soykırım, özde herkes belgelerini mi açsın? Yani?
1915'te olan şeyin açıklaması, maalesef siyaset tarihi açısından çok basit. Ermeniler azınlık olamayacak kadar köklü bir kültüre, dile, etnik bağa sahip bir halk lakin, toprak verilemeyecek kadar da sayıca azlar. O dönemin iktidarları, yalnız Türkler değil ha, tüm iktidarları bakıyolar ki olacak gibi değil. Nefis Anadolu pastası paylaşılırken, bu halkın binlerce yıllık yurtları da aradan kaynayacak ve adamlar illaki terslik çıkartacaklar. E o vakit, "şu halkın kabasını bi alalım" demişler. önce "Yaa siz devlet kurun bak, süper olacak" gazlayıp, sonra üzerlerine Osmanlı'yı salmışlar.
Çok çirkin anlattım ama siyaset tarihi zaten çirkindir, yozdur, topyekün orrospu çocukluğudur. 600 bin kişiyi hiç etmek, dünyanın hiç bir iktidarı için büyük bir sorun olmadı, hiç bir zaman da olmayacaktır.
İş bu sebeple, bence ne içerideki, ne de Ağrı'nın öte yanındaki Ermeni'ye kin tutmayın kardeşim. Devletlere kin tutun, siyasetçilere, siyasetin kendisine, insanın doğasına kin tutun.
Bugün "Cihangir'de ciddi ciddi hipster Cumhuriyeti kurucaz" deseniz, sizin de kabanızı alırlar zira.
Ha Erivan'a da gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz. Vize'yi girişte, 8 yuro bastırana veriyorlar. Çıkarken pasaportunuzun kopyasını alıp yolluyorlar.
Biterken,
Text editörü geri geldi. Şükür kavuşturana blogır.
Perşembe yani yarın, yani ayın 22'sinde, Kargart'ta Kısmet şov var. Saat-21:30'da.
Aynı şey, pazar akşamı, yani 25'inde, saat 22:30'da, Kemancı'da tekrarlanıyor.
(sahne arkadaşım deniz anlıtemiz, ki kendisi aynı zamanda yaşayan en seksi mizahçı, neyse, beni izlemeye kimsenin gelmediğinden şikayetçi. beni "sosyal sorumluluk projemiz" diye sahneye çağırıyo hatta. yani, öyle.