Biliyorum pıtırcık bacılarım, direnişti, çapulculuktu, teröristlikti, kemirgenlikti derken, hepinizin hormonları kurudu. Bir asabi başbaşa, bir mutlu valiye bakmaktan, arada sağlık bakanının vajina monologlarına tükürmekten, içinizde ne yazın aşk ateşi yanabildi, ne gönül gözünüz açılabildi.
Üzülmeyin, bunlar da geçecek, bu devran da dönecek elbet.
Ben de açıkçası, siyaseten kendimi sorumlu saymaktan, uzun süredir aşk, cinsi münasebet ve ilişkiler üzerine yazamıyordum. Salon Güzin ablası kimliğimden milyarlarca ışık yılı ötede, saçımı başımı yolmakla meşguldüm. Ama birilerinin bu gidişata dur demesi de gerekiyor. Neticede burası yavşak bir blog, bir SQL logolu Sol gazetesi değil.
O zaman neden minik bohem toplumumuzun bir yarası olan "ilişki olamayan ilişkiler"e değinmiyoruz diye düşündüm bu sabah. Şimdi de, gün öğleni bulmadan bu yımışık düşüncelerimle buradayım. Öncelikle ilişki olmayan ilişkiyi tanımlaya çalışacağım.
Genelde erkek tarafının godoşizm akımına bel bağlamasıyla ortaya çıkan bu tip relasyonlar, kaynağını tembellik ve duygu boşluklarından alır. Bu cins ilişmede bireyler uzun zaman, aralıklarla cinsi münasebtte bulunmalarına, birbirlerine karşı katmerli tutkular beslemelerine karşı, o itişmenin bir türlü adı konamaz. Kimse onu sahiplenip, "Bunu da biz yaptık, bari nüfusumuza geçirelim" demez.
"Arkadaşız takılıyoruz", "Fakbadiyiz ne yaptığımız adı üstünde", ya da "Ay ben kendimi konnektıd hissedemiyoğuuum" açıklamaları zamanla, karşılıklı gece dümenleri ve 3, 4, ve 5. kişilerin olaya katılımıyla sakıza dönen, bohem dünyamızın dedikodu ihtiyacını karşılayan olaylar zincirine dönüşür. Ve bu olaylar olaylar zincirinden yine en çok, bacılarımız zarar görür.
Niye kabak hep kadınların başına patlıyor?
Değerler, değerlerimiz biliyorsunuz içinde yaşadığımız toplum için olmazsa olmaz, lakin erkeklerin çıkarı söz konusu olduğunda hemen sündürülebilecek, ters takla attırılabilecek kavramlar. Örnek üzerinden açıklayayım; çok bohem Cihangir - Beyoğlu eşrafında bile, 21. yy'ın orta yerinde hala günübirlik sevişen kadınlarımız "o" kelimeye hak kazanıyorlar. Onlarla sevişen erkeklerimiz ise kızların gözünde: "Olm şu çocuğa bak, nasıl da sikicieaa" kıvamına geliyorlar.
Yetmiyor, duygusu olanlar, itişmeyi ilişmeye dönüştürmek isteyenler, yüreğinde sıcaklık barındıranlar "yapışkan" diye tagleniyor ve ayıplanıyorlar. Çünkü zaman erkin zamanı, ülke bizim değil bizi skip sonra "Aramızda bir şey yok kii" sırıtmak isteyenlerin ülkesi. Ve bacım sen hala bunlara üzülüyor, bunun haksızlık olduğunu düşünüyor ama yine de bunlar için kendini suçlamayı bırakamıyorsun.
Halbuki biriyle sevgili olmak istemek ayıp değil. Şimdi hobi olarak sevgili ol, insan gibi iki kelam et, birşeyler paylaş, sonra gene ayrılırsın.
Ama kime diyoruz değil mi?
Taktiksel Açılım
- Beklentiye girmeyelim: Bu tavsiyeyi ilk ben vermiş, kadınlara "Kendi mutluluğunuzdan siz sorumlusunuz. Mutluluğu bir erkekten beklerseniz kuru erik gibi yaşlanırsınız!" sloganları atmış olabilirim. Ama beklentiye girmemenin de bir sınırı var. Şimdi elbette ilk randevularda hemen kopmamalı, yükselmemeli ve "hayatımın erkeğini buldum ki ne bulmak" sevinçlerine gark olmamalıyız. Fakaaat, açıkçası 2- 3 aylık bir ön sevişmeler sonrasında beklentiye girmekten de doğal bir şey göremiyorum, bilemiyorum. Birine kapı açsa en azından "teşekkür" bekleyen adamların, kendilerine açılan kalplerin karşısında "Kız beklentiye mi girdin? Ay kezban!" çekmesi, düpedüz terbiyesizliktir. İçimden geçiyor ama dövemiyorum, sövemiyorum.
- O götler, göklerden inecek: Günümüz erkekleri nasıl becerdiler bilmiyorum ama "bir kadını redderek ona istedikleri her şeyi yaptırabilecekleri" bilgisine ulaştılar. Henüz ilişme başlamamışken reddedilen kadınlar maalesef: "Dur ben şununla kıyasıya bir daha sevişeyim, aklı başına gelir", ya da "Nasıl benimle sevgili olmak istemez? İs-te-ye-cek!!" kafasına geliyorlar. O adamı sevgili olarak alacakları yoksa bile, içlerine red almış olmanın ateşi düşmeye görsün, adamın götünü kaldıracak bin türlü dalavereye giriyorlar.
Girmeyin annem, girmeyin güzel bacım.
Henüz ortada fol yokken yumurta kırar gibi ortaya saçılan "Ben kimseyle ilişkiye girmek istemiyorum yeaa" açıklamasını soğukkanlıllıkla, gülümseyerek göğüste yumuşatın. Sonra adama dönüp, "Ben seninle sevgili olabileceğimizi hiç düşünmemiştim zaten. Kusuruma bakma ama sende bir erkekte aradığım özelliklerden hiç biri yok. (üzülen surat)" çekiverin. YAPIN BUNU!
- Beyin vermeye devam: İlk beyini alan, "o erkek değilsin zaten"i işiten adam yanınızdan önce tırıs tırıs uzaklaşacak, egosunda açılan yaraları yalamak yahut yalatmak için inine çekilecektir. Sakın paniklemeyin, adamın midesine değil aklına düştünüz bi kere. Erkekleri en çok kamçılayan şeylerden biri, emin olun "yetersizlik hissi"dir. Napolyon bile bir türlü kendini beğendirmeyi beceremediği soylu hanımına caka satabilmek için, cüce boyuna bakmadan kumandan olmuştur. Tarih yazıyor, dileyen gitsin araştırsın. Dilemeyen benim hiç bir bilimsel temeli olmayan afaki laflarımı okumaya devam edebilir.
Beyin vermek demek, sadece güzel görünmek, sadece etraftaki tüm erkeklerin yavşadığı bir kız olup bunu o adamın gözüne sokmak, kısacası ünlü Türk düşünürü Yıldız Tilbe'nin naklettiği gibi "güzel elbiseleri, giyip kuşanacağım, senin önünden geçip, sana bakmayacağım" demek değildir. İşinize, yeteneklerinize sahip çıkın, onları geliştirin. O adam misal ki müzisyen, siz de müzikten anlayın, müzikle uğraşın. Tut ki adam sporcu, gidin paraşütle atlayın, dalgıçlık kursuna yazılın. Bunları adama kendinizi beğendirmek için değil, hayattan zevk almak, deneyimlerle ufkunuzu zenginleştirmek için yapın. Karakteriniz, yaşam stiliniz ve üretimlerinizle saygı, dahası hayranlık uyandırın.
- Esas kadın doğulmaz, esas kadın olunur: Vaktiyle bir beyden duymuş olduğum bu söz, biraz "yuvayı dişi kuş yapar"a benzemektedir. Aşıksanız, aşık bir kadının elinden her şeyin gelebileceğinden şüpheniz olmasın. Gün olur en havalı, en cool adamlar bile içlerinde oyunbazlık yapan 9 yaşında, sevgi arsızı çocuğu tutamazlar. O gariban çocuk bir kadın tarafından pamuklara sarılsın, tüm arazları hoş görülsün, tüm açıkları kapatılsın diye beklerler. Sizin şevkatinizde çimip, anaçlığınız ve sevecenliğinizle mamalanmak isterler. Kadınların "adamları adam etmek" yolundaki iç güdüsü, dünyanın pek çok keşfine, sanatsal ya da bilimsel ilerlemesine imkan tanımış, amma velakin, kadın cinsinin de canına ot tıkamıştır.
Özetle, o ilişki istemeyen adam yola gelip, o bir türlü olamayan ilişki gerçeğe döküldüğünde, ilk farkedeceğiniz şey, aslında adamın tüm o afra-tafrasının altında Karayip mercan resifleri gibi uçsuuz bucaksız bir kompleks yattığı gerçeğidir. Size tüm ettikleri, tüm o öteki kadınlar ve sevgili olmak istememeler, aslen kendine güvensizlikle taşana kadar kaynatılmış bir ruhun açılımlarıdır. Haşa, hor görüyor değilim; kel de olsa, fodul da olsa, o da sen ben gibi, eni konu insandır.
Sizin de güzel, alımlı ve akıllı bacım, bu noktadan sonra yapacak iki şeyiniz kalır: ya "Ben bu adamla yaşarım yav, yaparım bunu!" diye esnek bir umuda kapılırsınız, ya da "Vıyy onca zaman hasretiyle prangalar eskittiğim herif bu eblek miymiş?" ağlaşarak kaçarsınız.
Her iki durumda da, yolunuz uzun.
Allah kolaylık versin.
biterken...
moda sahillerinde bekliyorum.
bunlaaar kimleri beklediğimi iyi bilirler.
